17 Kasım 2010 Çarşamba

tatil klasiği dicem ama neresi klasik lan bunun ...

   Kucağında poşetle yolculuk. "anne camı kapar mısın kusmuk poşetim uçuyor?" Amanın tatilde miyiz kusmuk diyarında mı anlamadım. Gece 5 kereyle teee 8. sınıftaki  oscarlık performansımıda geçmiş bulundum. Yayında ve yapımda emeği geçen mide ve baaaağaaarsaklarıma teşekkürü bir borç bilirim.
   Velhasıl dün abimin "öğğ böğ!!" sesleriyle uyandım ne ayak falan dedik. Vatandaş 10 tane mandalina yemiş (benim payımla beraber) bizde üşütmüş birazda fazladan yediğine saydık.
   Efenim akşamınada ben patlayınca bütün ev ahalisi tırstı. Ama abim bi kere kustu mustu gitti bitti. Benimkiyse kapalı gişe oynadı mua koduk artık 4. den sonra maytap geçmeye başladım. "kaçıranlar için bir sonraki seans 1 saat sonra..." falan. Sabaha karşı bir daha kusarak jübilemi yaptım.
   En saçması da şu an Jack Saworetti, Bob Dylan falan dinleyip midemi sakinleştirmeye çalışıyorum ama radyodan gelen birtakım parazit sesler "ulaaan kussam bu kadar olur!!" dememe neden oluyor. Ne mi çalıyor ? size en meşhur yerini söyliiim siz anlayın artık
"Ar yuu rediiii-i-i?? Van tu tıri forooo !! Ağrı Daağaan eteğindee-e..." hass...

15 Kasım 2010 Pazartesi

Hiç Değişmeyen Bir Tatil Klasiği

   Uzun zamandır beklediğim tatil sonunda geldi. Gelmesine geldi ama (her yıl olduğu gibi) istediğim gibi değil. Vay arkadaş bu kadar talihsizliğe nasıl bir isim konur ben bilmem...
   Şimdi İzmir'de günümü gün ediyor coşuyor kopuyor çeşitli manyakılıkların altına imzamı atıyor olabilirdim... Tamam gerçekçi olalım bişe yapmayacaktım ama en azından arkdaşlarla takılırdım şimdi bilmem kaçıncı kez İstanbul'da eve hapsoluyorum. Hani bi de böyle bi şehire geldin gezsene derler adama ama imkanlar kısıtlı (insanın nazi gibi annesi olmasın)
   Dün istanbul'a ayak bastım (ne yazık ki araba yolculuğuyla)  Daha geldiğimin ilk dakkasında "Ece  şunu topla! Ece şunu şeet bunu şaap"(hepsi emir kipiyle) lan destur bi sakin yahu hemen uçuyosunuz bee...
   Bugün isteğim dışında uyandırıldım (TATİL GÜNÜNDE-en nefret ettiğim şeylerden ilk 10'a girer hani-) "Ece pide yemeye gidiyoruz bıdı bıdı..." eyi taam buna sevindiydim. Neden ? masa toplamayacam yaa o bana yeter. Abicim insanı acele ettire ettire yok efenim bi saattir bekliyolarmış benle abimi bıdı bıdı. Ses etmedim hadi neyse... Gittik yedik. "Nereye burdan??" diye sorma cesaretini gösterdim "EVE!!" ay ne eğlenceli sanki bişey yaptıkta yoruldukta eve gidiyormuşuz havasında toparlandık heç eve gidesim gelmedi....
   Kapıdayken babam oto pazarına (sene 2010 ama hala otopazarlarına gidiyoruz evet) gidecem zart zurt deyince bende sıkılacağımı bile bile aşka gelip bende geliyorum diye yırttım kendimi. Zorda olsa kendimi zorla götürttüm...
   İstanbul güzel şehir ama herşey dip dibe arkadaş. Araba pazarındayız (evet kızlarda gider ama sadece sıkıntıdan). "Neden kurban bayramında ha?!" dibimizde bir de hayvan pazarı (Aman tanrm hayallerim gerçek oldu asrın icadı oto ve hayvan pazarının birleştirilmesi). Ne biçim bir yer yahuu sırf çevredeki koku yüzünden araba fiyatları yarıya inmeli... Tanrım nasıl anlatsam bu abimin odasında durmaktan bile daha zor (kendisi birkaç yılda bir ıslak mendille temizlenir sadece...)
   Başka bir otopazarına doğru yol alıyoruz. Bulmak için hemen hemen yol üzerindeki bütün benzincilere yol soruyoruz. 3 kafayız ama hiç birimiz karşıda konuşanı dinlemeyip saniyesinde yolu unutuyoruz bende her yol sorduklarında ehi ehi diye gülüyorum (arabayı kullanan ben değilim ya) Azmedip buluyoruz pazarı o da ne ? Sanırım bu da bi satış tekniği "can't touch this" şarkısı eşliğinde arabalara bakmak :D insan gaza geliyor yahuu
   Veee sonunda aradığmız helal süt emmiş arabayı buluyoruz  (yani aslında benim istediğim arabayı -arabadanda bi anlarım bi anlarım...-) 7 tane koltuğunu görünce içim ısındı elimde olsa evlat edinicem müstakbel(umarım) cipimizi. Daha sonra babam hangi arabaya baksa "baba sen neler yapıyosun biz arabayı bulduk bakma öle etrafa bir daha görmiyim bak sinirleniyorum" deyip kendi kendime gelin güvey oldum işte.
  Bu şekilde giderken gözüme takılan birkaç şey
-Kesinlikle oto pazarında şu tepkiyi verme " aa bak araba!!" (kendimden utandım)
-Tabela asıp yanına bi adam koyan otoparklara yaklaşma bile (neden derseniz tabelada pazar günleri 20 tl, adamın elindeki tabeladaysa 5 tl yazıyo -canlı billboard-)  hadi canım İstanbul'dayız illa park yeri bulunur pehh...
-son olarak İstanbul'daki kedilerden uzak dur...
Şimdi arkadaşım buranın kedileride pek rahat! Neredeyse ezilecek ama istifini bozmadan sallana silkene yürüyo arabanın önünden mecburen bizde yavaşlıyoruz. Utanmasa bize otostop çekicek bee...

12 Kasım 2010 Cuma

Rorschach'e kalkan eller kırılsın

Az önce Watchmen in birkaç şarksını bulup dinleyesim geldi...
Yaa allahım yaa çok güzel film istediğim gibi bitmedi ama kurgusuna karakterlerine ölürüm ben onun
Her ne kadar sonunda dayanamayıp ağlamış olsamda (rorschach öldüren o mal varyaa!!!) en sevdiğim filmlerden biri hele müzikleri yok mu aşık etti beni kendine
Normalde filmlerinde başında mıy mıy isimler geçtiğinden sıkılırdım ama ona bile bayılıyorum hatta direk o kısma ölüyorum diyebilirim (3.27 beni etkileyen kısımlardan sadece biri)
http://www.youtube.com/watch?v=vOKXk64G03g
üşenmeyin izleyin bu izlenmezde ne yapılır ahh ahhhh!!!
Şarkı için Bob Dylan - The Times They Are A-Changin'
daha birçok şarkı var ama benim favorim bu hani =)

7 Kasım 2010 Pazar

konudan konuya uç dur anca bu olur benden - 2

06.11.2010
Ah ah nereden başlayayım unutmayayım diye not bilem aldıydım. Kendimi sapık gibi hissetmedim değil yanii...
---
  Türkmax'ın kendi havasında takılıp, rating sevdasından uzak dizi ve program yazışına hastayım. Tamam geneli "çok bıaanıaaal" (tiki gibi söyleyerekten) ama güzelleri de var.
  "1 Kadın 1 Erkek" çok sempatik, samimi ve kendi hamurunda yoğurulup gidiyor. Bir ara reklamlara malzeme olması pek hoşuma gitmemişti ama napalım... En çok şunu seviyorum; korkmadan belden aşağı espriyi patlatmaları ya da her şeyi sekse getirilebilmeleri tam gerçek hayat muhabbeti budur abi!! Hep millet bir başkası böyle espri yapınca gülmez, iğrenir falan. Ama ... koduğumun sen yapmıyon mu ?!? Mesela ben bablar gibide yaparım hatta adımın sapığa çıkmasıda olasıdır... Her neyse....
  Bir bölümüne rasgeldim. Öldüm, bittim, gülmekten. Genel özeti şuydu: Zeynep Ozan'ın elinde şiir kitabı görüp "Etkilendim. Şu an var yaa çok seksisin" falan dedi. Öyle bir şey beklediğimden hayalimdeki sahnenin gerçekleşmiş olmasının verdiği zevkle beraber hayvan gibi güldüm ahıahıahıahıa. Ardından (yine tahmin ettiğim gib :D ) Zeynep'in "Seni yerim ben" deyip Ozan'ın "Ye beni sen ye ye!!" şeklinde karşılık verip abazaya bağlamasıyla Zeynep az daha tongaya düşecekti. Çok eğlendim doğrusu. Seviyorum ben bu kerataları yahuu :))

NOT:Mobil TV nin allah belasını versin !! O kadar telefona yükledik ama ses gelip gidiyo, görüntü desen ondan aşağı kalır yanı yok. Video satın alıp izleme olayı varmış. Bi' baktım 1 Kadın 1 Erkek diye bi dünya video. 1-2 tl karşılğnda bir tanesi aldım ama lanet şey açılmadı :S ALLAHINDAN BUL TURKCELL!!!
----
Artık pek reklam izlemiyorum. Zaten oldum olası reklamlardan nefret etmişimdir. Nadiren sevdiğim reklamlar çıkar. Mesela Colin's reklamını çok seviyorum (yanlış marka demedim umarım...hani şu "değil geride kalma" muhabbeti)... Ayrıca genelde coca-cola reklmalarını severim (salak pepsinin aksine). Az önce bir sucuk aktı, geçti, coştu ekrana "EBEN!!" diye küfredip terliği geçiriverdim. Eyi reklam yapmış namuzsuzlar. Acıktım bee. Ayrıca haklarını vermeyelim bide şu "makarna dalgalarda sörf yapmak..." falan diye giden reklamda sempatik.
  Onun dışında kredi kartlarına gıcığım, tavım, kılım, sinirim bilaader!! Abisi bu ay ödeme, 5 yıl sora öde zart zurt. ... koduk bülent başkan mezarda ödersiniz diye yakında mal mal reklam çıkarsa şaşmam. Sen sadete gel sonuçta bilmem kaç milyarı banka sana sokuyo mu ? Yesokay (B.M.Y.G gibi hızlıca birleşik okuyaraktan). Ha bir sonraki ay ha 1 yıl sora... İlla girecek kaçış yok beaa!
NOT:"B.M.Y.G." Baş müdür yardımcısı gülsevin hocanın kısaltılmışı hani adam gibi bi kere yazaydın şimdi ne açıklıyon mala bağladın diyenler için bunu sadece not yazabilmek için yaptım!!! NOT yazmayı seviyorum yüce tanrım. Bunu beğenmeyip burun kıvıralara gelsin "Size uçan döner tekme atarım!!" (zamane bebelerinden öğrendim benim zamanımda da vardı ama garipsedim beaa)
---
Neyim bilmiyorum ama fanatik değilim. Küçük Sırlar eyi hoş ama bi' garip. Sağolsun hafta boyunca iple çektiğim tek gün artık cumartesi. Saçma diyaloglar, iğrenç kıyafetler, güzel olan kıyafetide bakkala çakkala gidilen yerlere giyme tarzında abidik ve de gübidikliklerle beni benden alıyor arkadaş.Vücudumun artık neresiyle gülsem bilemiyorum.(genelde tavsiye edilen yer:k*ç) Ayrıca Arzu'nun saçma hamileliği (insan korunur yaa {muhtemelen 90 lı yıllarda yapılmış bi türk filmindeki sahne aklıma geldi köyde aile planlanması anlatılır. Eski toprak adı altında raflarda 3 tanesi 4500 gaymeden satılan kadınlardan biri kocasına aynen şöyle yapar: elindeki kondomu beyinin yüzüne atıp "tak bunu" der eskilerde pek kudurukmuş...Gerçi yeni Nesilinde aşağı kalır yanı yok}) sonracıığma efenimsponsor KRAFT'la birlikte dizi nereye gidiyor. Anlayamadım. Ayrıca birde engelli çocuk çıktı. Hayır yani ilk başta kendine tehlikeli bir hava vermeye çalıştın şimdi sosyal mesajlar diyarı oldun. (bkz:parayı-100 TL- parçık pinçik eden engelli arkadaşa dizinin zamanında kocasına para için oyun oynamış olsada bunda pişmanlık duyan neslişah'ın "melek bu" demesi )
  Hepsini geçtim. Ekşide küçük sırların en son yazılan 95-96 nın oaraları bi bakıverin neler neler var yarıldım doğrusu. Daha çok şey varda hepsini okuyamadım üşendim (linkte atardım üşendim. Merak eden baksın. Biraz araştırmacı olun ey yükselen gençlik)
  Ayrıca dizi kesinlikle SMS bitirmeye yönelik :D Arkadaşlarla dizi boyunca dedikodusu yapılıp eğlenilebilir...
SONUÇ:Bu dizide olmasa hayatımdaki olağan haftalık absürdlük sınırını zorlayan bir şey olmayacak.
Biraz geçtikten sonra... 
Aynaya baktım fikrim değişti...
YİNE NOT: Aslında resim mesim de koyacaktım gece gece uğraşamadım arık siz görsel ögeler varmış gibi falan davranında gözüm arkada kalmasın (vicdan azabı çektim pehh psikopatım ben sadece tıbbi belgelerle teşhis konulmadı o kadar)

29 Ekim 2010 Cuma

konudan konuya uç dur anca bu olur benden :))

    Ne yazacağımı unuttum. Olurda biri gelir enselenirim diye defterler ve çalışma kağıtlarının arasına seni saklamaya o kadar takmışım ki uzun bir aradan sonra ilk kez gelen ilham perilerim beni transit geçip gittiii... (ki ne kadar değişik şeyler vardı aklımda)

-----

    Diyordum ki zaman. Acımıyor kerata akıyor gidiyor. Şarkı dinliyordum. {aslında ders çalışıyor olmam gerekirken tıpkı şu anki gibi} 1. şarkı, 2. şarkı, 3. şarkı... Hepsi bir anda bitiveriyor. Ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini anlamak imkansız. En az 3 dk desen bir şarkıya 5 tane dinlesen 15 dk oluyor...

    "Akşam Romantik Komedi var. Sinemada izlemiştim ama televizyon veriyor tekrar izleyesim geldi. Saat 8 e kadar ders çalışmayı planladım ama yaptığıma bak"

    Bu paragraftan ne anladım: Her şey ZAMAN! aklım fikrim zaman olmuş. Yani ders çalışmıyor, tv izlemiyor sadece vakit hesaplıyorum. SAÇMA! Sadece saçma. Aklı olan zamanını verimli geçirirdi ama...

    Yarın sınav var ve ben konuları adam gibi bilmiyorum bile. Yarın 50 tane soruyu komşular çözecek yaa!! Ondan kasmıyorum. Nasıl bu kadar rahatım onu da anlamıyorum. (bkz:soğukkanlılık) (bkz:ölüm haberi alınca kahkahalara boğulan mal)



-------




    "Tanrı sadece kırmızı pelerinli gücünü paylaşmayak istemeyen küçük bir kız çocuğudur."

    Tamam yanlış yazdım biliyorum ama filmden aklımda bu kadarı kaldı bir de ben modifiye edince böyle oldu haha (bkz:Superman Returns) Her neyse demek istediğim... Tanrı kesinlikle bencildir ve istediği kadar verir. Daha fazlası için dua etmek saçmalıktır.

    Ama orantısız verir. Ne kadar aptal varsa ünlü olur, para içinde yüzer ve bizler için sanki onlar gibi harika olmadığımız için üzülüyormuş gibi yapıp içkilerini yudumlarlar. Bizse onların bu kandırıkçı hallerine inanıp onları daha çok severiz...

    Tanrı kesinlikle hatalı. Bu akılsızlar yerine bizim gibi yaşadığını farkedip ayakta durmaya çalışanlarla gücünü paylaşmalıydı... Ama elbette bir gün onunla karşılaşacağız.

    Biz her gün stres yaşayalım. Ya bir şeyler yapmaya çalışalım ya da bir şeylerden kaçmaya çalışalım (şu anda benim yaptığım gibi) Hayat adil değil derken bunu kastediyorlar işte. Ama Tanrı'dan başka kimi suçlayabili--

    Biz tanrının oyuncakları, muhtaç yaratıklar, üretim hatası defolu mallar...


not:evet evet biliyorum alakasız şeyler yazdım ama her neyse işte canım yazmak istedi...

29 Eylül 2010 Çarşamba

Bir ESHOT Macerası

Gayet sıradan bir gündü “31 Eylül son gün” lafını duyana kadar…
Kentkartları yeniletmek için alınan öğrenci belgesini yanlış doldurup daha sonra tekrar almak suretiyle imzalatmak için müdürün kapısında köpek olduk. Ama müdürün odasından yürüttüğüm şekerle ödeşmiş olduk "HA HA HA!!"
Daha sonra kartı yeniletmek için son birkaç gün kaldığı hakkında dedikodular gelince bizde "alla alla" nidalarıyla sahil yolundaki durağın yolunu tuttuk (bizi bekleten arkdaşlara buradan iyi dileklerimi iletiyorum). Otobüs bir anlamda okul servisi görevi görürken sıkış tepiş bindiğimiz otobüste arkadaşlarım dediğim Ö.A ve G.U. tarafından tacize maruz kaldım. Yol boyunca sürekli olarak "dedeleri" anarak gittiğimizden olsa gerek paso .....
http://www.nobrain.dk/ (eğer bünyenizin ve bilgisayarınızın kaldırmayacğını düşünüyorsanız tıhhlamayın arkadaşım!!)
Her neyse.. Yolda insanlara el sallaya sallaya gittik. Sonunda indik ve ESHOT'un yolunu tuttuk.
İşte o an gelmişti. İnsanüstü bir kalabalık vardı tabii ki de ve araya kaynak bile yapamamıştık adam gibi...
Sırada beklerken ölen beyin hücrelerimizin haddi hesabı olmazken gürültü yaptığımız içinde yandaki dükkanın sahibi matrix gözlükle bey amcadan tepki aldık "Sanki müşterisi var da gerizekalı...(bu Mizu Aikawa)"
Hala sırada bekliyoruz ve sıcaktan erirken artık dayanamayıp yavaş yavaş düğmelerimi açıyorum(çok bile dayandım). Ben düğmelerimi açarken dayanamayıp bana yardım eden mizu'ya gelsin bu video:
Ayrıca burdan Sezgi ve Tayfasına sesleniyorum "Nasıl oldu anlamadık ama önümüze geçmeyeceeediniz cık cık cık heç olmadı"
Sonunda kenkkartları yenilettikten sonraki Öykü'nün mutluluğunu anlatmaya Türkçem yetmez(Herkesin içinde Litvanya dansı yapmak). Hemen sonra "We are the champions" şarkısıyla kentkartlar havada kutladıktan sonra bir fotoğraf çektirerek bu anı ölümsüz kılmak istedik. O sırada "Cheese" diye bağırıp mutluluğumuza mutluluk katan (muhtemelen Alman) turiste burdan teşekkürlerimi iletiyorum. "Hands up everybody!!!"

NOT:Son olarak acısıyla tatlısıyla geçen şu günde 31 Eylül nasıl son gün olabilir!! 31 Ekimmiş ammavelakin tespit edemediğimiz bir arkadaş Eylül ayının "ossbir çekmediğini" çakamamış bizde zokayı yutup böyle bir maceraya atılmış olduk...

5 Eylül 2010 Pazar

Depresif Polyanna olmuşum haberim yok

  
   Yaa durduk yere nedensiz yere aptal bir bunalım :S ..... İşte eve giderken "sanırım sonrada kendimi öldürürüm" gibi şeylerle kendimden geçtiğim an:
   "Ah tanrım sanırım gerçekten acınası bir durumdayım (en azından ne halde olduğumun farkındaymışım buda bir ilerleme) nasıl oldu ve neden oldu bilmiyorum sadece mutlu yüzler görmek bile beni rahatsız ediyor ve üzüyor. Ben niye somurtuyorum (diye kendimi sorguluyorum çünkü üzülmem için başıma bir şeyde gelmediki gelse eyvallah deyip karanlık dünyamda yaşayıp ölecem ama durduk yere duygusala bağlayan ergen sevişgenlerinden değilim ben!!!)" ve sonra şuursuzca bir şeyler yazmaya devam etmeye karar veriyorum bu kadar olumsuz bir ruh halini sürdürmeme yardımcı olsun diye...
   "Sabah kalktım gayet sıradandı. Üzerimde karamsarlığa iten bir yorgunlukta bile yoktu. Bu sadece... Sadece neden kafam bozuk anlayamıyorum" evet burda sadece tekrarlanıp American gençliğinin özenti hareketleri (I just.. just...) bile görülmekte o kadar fena durumdayım.
   "Sabah arabadan dumanlar çıktı falanca lanet olası boru patlamış... Neyse yolun bir ksımını yürüyerek gitmek zorunda kaldım. Bu o kadarda kötü değildi zaten otobüslede gelsem buna yakın bir yol yürüyecektim... Sonra saçmaydı öylece saçmaydı. Nedense derste anlatılanları anlayamıyordum. Sanki lise 3 değilde 7. sınıf öğrencisi falandımda kafam basmıyordu. Yani aslında sadece bildiğim derslerdi ama ben bir anda anlatılanı anlamamaya başlamıştım. Bu da kendimi moron gibi hissetmeme yol açtı. Hatta son ders fizikti bende üstümdeki aptallığı atarım sanmıştım çünkü fiziği severdim ve eğlenceliydi benim için ama defste hocayı kale bile alamadım. Sonra babam mesaj attı arabayı yaptırıyormuş. Türkçe meali eve otobüsle dönüyordum yani. Ama çok akıllı ben kulaklığımı ilk defa falan yanıma almamıştım sabah içimden 'ne gerek var arabayla gidip geleceğim kısa sürüyor zaten...' Ne aptallık ama!! Normalde bakkala giderken bile yanıma aldıım aptal kulaklığı şimdi niye yanıma almamıştım ki !! bunun farkına varınca kendi kendime 'Hıh harika arabanın bozulacağını nasıl da düşünemedim çakralarım kapanmış olsa gerek - sora içimden lanet olsun diye çığırıp durdum-' ve otobü beklemeye başladım ve bindim en azından bu normal bir şeydi sonrasıysa utanç verici. Kent kartımda para kalmamıştı ve bir anda 2 gün öncesinde aklıma düştüğüm notu hatırladım 'Şu salak karta para yüklede otobüste mal gibi kalma seni ahmak' ama ne yapmıştım tabii ki de unutmuştum (And The Best Idıot goes toooooo Ece!!!! -ve otobüs halkı beni alkışlıyordu ve şoförde bana ödülümü takdim ediyordu. Yani 3-5 bilet mi ne şu aptal kartlardan veriyordu ve ben bu süre boyunca ayakta herkesin gözü önünde kartında para olmayan ezik insan olmuştum İzmir'de işler böyleydi cebinde 5 kuruş para olmasa bile kartında olmalıydı ama bendeyse tam tersiydi.. ) Böylece şimdi kendimi daha mal hissediyordum. Ayrıca otobüste tanıdık vardı ama kent karta ihtiyacım olduğunu ya farketmemişti ya da beni görmezden gelmek işine mi geliyordu ne?! Bunu farkedince bir an arkadaşım dediğim herkesten nefret etmiştim. Buda kendimi daha aptal ve yalnız hissetmeme yol açtı.
   Ayrıca başka acıklı olan şeyse herkes dershaneye arkadaşlarıyla ortak gider aynı derhane seçilir ve matrak olsun diye takılırlar falan ama ben kanki diyebiliceğim birileri yoktu. Otobüste bile karşılaşamoyordum. Karşılaştıklarımsa sadece sıradan bir kaç tanıdık "arkadaştı" ve onlarda bir kent kart bile basmıyorlardı benim yerime" evet ne acıklı değil mi insanın böyle saçma salak bir durumda olmasından daha kötüsü bunu farketmesi olsa gerek ııaahhh!!
   "Ve şimdide etrafımda gülüp, eğlenen tipler çıkmaya başladı. Sanki otobüs değil bardaydık!! Muhtemelen benden birkaç yaş küçük veletler ve lanet olsun sürekli gülüyor, kıkırdıyor ve eğleniyorlardı. Bende bir anda kendimi 90 yaşında artık tanıdığı herkes ölmüş yalnız biri gibi hissettim. Üstlüne üstlük çocuklara bakıp birde bunları yazıyor efkarlanıyordum aferin bana ne kadarda akıllıyım. Utanmasam yerde tepine tepine kör olana kadar ağlayacaktım!!! Biraz daha sonra arka beşlide gölgede kalan o muhteşem köşede oturmuş gözlüğümün altında salya sümük ağlamamaya çalışırken dibime 2 kadın oturdu muhtemelen 20'lerin sonlarında falandı kadın dediysekte 50 yaşında değil tabii... Sürekli telefona bakıp bakıp gülüp hai hai gibi sesler çıkartıp bir şeyler hakkında yorum yapıp eğleniyorlardı. E buda biraz fazlaydı ben 90 yaşında hissediyorum diyorum yanıma gelip dibimde gülüp eğleniyor millet!!"
   "Sanırım başıma gelen yegane iyi şeylerden biri otobüsten indikten sonra artık ne gelirse otobüs, minibüs ona binip evin yolunu tutacaktım... Bir minibüs geliyordu binip binmemek konusunda karasız olduğum için biraz geç hareket ettim ama 'şoför bey amca' beni son anda hareket ettiğimi görüp duraktan ileeerde bi yerde durdu. Kendimi bir anda iyi hissetim. Belkide o kadar görünmez, kayıp, ezik bir tip değildim. Yol boyunca elimden geldiğince adamın ekmek parası için gözünü 4 açıp her gördüğü müşteri için anında frene basmadığını düşünmeye çalıştım."
   Otobüs saçmalığı ( " içinde olanlar) bitti ve sonra eve doğru yürüyordum yolda sesli sesli konuşmak istedim çünkü hakikaten ağlayacaktım (neden çok saçma?!?) kendime "5-6 bira içip kafa bulmak istiyorum" dedim ama bu tabii ki de mümkün değildi ama ben yinede marketin yolunu tuttum "lanet olsun içki almayacağım tabii ki de ama enerji içeceğime kimse karışamaz değil mi !!!!" deyip süklüm püklüm markete yürümeye devam ettim yolda gideken adımlarım her seferinde küçüldü çanta ağırlaştı taşımanın anlamı olmadığını nasılsa burası güvenli, bir yere bırakıyım gelirken alırım diye düşündüm ama sonra yine sesli bir şekilde " Ama lanet olası çocuklar! Onlar her yerde ve ben çantamı bu p.çlerin yakınında bırakamam" dedim. Elbette bütün önemli eşyalarım elimdeydi ama bırakazmazdım yinede. Bende sürüklemeye başladım çantayı "Nike çantam yerde sürünüyor olabilirsin ama seni umursayamıyorum bile hiç kusura bakma." (normalde asla yere koymam biri dokunduğunda çığlık atmaya falan başlamam muhtemeldir!). Markete vardım ve aptal enerji içeceğini almaya gittim tamam Burn çok kötü değil ama Red Bull satsanız ölür müsünüz diye düşünürken resmen yüzüm aydınlandı sadece Red Bull için ayrılmış bir bölüm gelmişti. Mutluluktan çığırıp taklalar falan atmak istiyordum hemen aldım ve kasadan geçtim hatta kasiyer arkdaşa teşekkür bile ettim yani bunalımdan çıkıyordum. "ulan s.ktir et evi biraz turlayayım" dedim gidip gölgede otluk çayırlık içinde bir bank aradım buldum ama güneş alıyormuş gibi gelince "Amaaan boşver şu an zaten tam ergenlik bunalımı havasındayım" dedim ve normalde yapmayacağım bir şey yapıp çimlerin üzerine oturdum ve bir ağaca yaslandım (bu normaldi ama genelde orda insanlar otumazdı bile sadece yolunun üstü olduğu için geçer giderlerdi çok nadiren dibimdeki banklara falan otururlardı. 4-5 yılda bir falan toplamda belki 10 kişi oturmuştur...) ağaca yaslanıp ortalığı seyrettim ve biraz kendime geldim Red Bull'umun tadını çıkara çıkara içtim ortalıkta insanların bana bakıp manyak mı yaa bu diye yorumda bulunmasını istedim ama farkıma varmadılar. Dediğim gibi çok tenha bir yer...
Sonunda evin yolunu tuttum. Yolda şarkı söyleye söyleye geldim (Bewitced theme song-Steve Lawrence, Singin' in the rain gibi klasiklerden takıldım neden dizi müziği mırıldandığımı dahi bilmiyorum...)

ve sonunda normal hayata geri döndüm ve anlamsız bir şekildede buraya yazma ihtiyacı duydum... (Tanrı yardımcım olsun)

3 Eylül 2010 Cuma

Bütün Forumlar B*ktandır

aaa hmm yani hepsi değil (aranızda forum kuran ya da yönetici falan yok dimi ??)
ama hakikaten çok saçma!!!... bir şey indirmek istiyorsun (ki internet anca bu işe yarıyor...) ama o muhteşem "üye olunuz tamamen ücretsiz" yazısıyla karşılaşıyorum!!! E yok bide para vereydim o kıytırık forumlara :S
BUNE ŞİMDİ !?!?!?!

hadi mecburiyetten 5 dakkaya işimi bitirir çıkarım diye düşünüp (soldaki) bu muazzam eylemi yerine getirdiiik. Üye adı (başkasıyla aynı olamaz), şifre (aceleyle şaşırıp 40 kere tekrar baştan yazılır), yaşadığın ülke (hasss... alt tarafı forum AB'ye mi giriyoz bilader diyesim var zaten uyduruk türkçe bi forum Alaska'dan üye olcak halim yok ya...) [bir not düşeyim: gerçekten adabıyla çalışan ve geniş kitlelerin kullandığı adam gibi  forumları istisna kabul ediyoruz...], resimde gördüklerinizi girin (obaaa eciş bücüş bişeler yiyosa sen gir anam babm o ne öle!!!), kabl ediyorum (düşünmeden işaretlenir ne yazdığı umrumuzda bile değildir ben hiç okumadım bu güne kadar bi gün evime haciz için gelip donuma kadar alırlarsa-biri öle bişe yazsa o koşullara bizde okumadan kabul etmiş olacaz :S-) sonunda o ilahi tuşa basılır "BENİ BU HALİMLE KABUL ET!" yüce tanrım evet sonunda üyeyim :D :D
başardım bu benm için büyük, insanlık için küçük olabilir ama üyeyim artık hiç bir şey beni durduramaz!!!
diye saf saf düşünüriken o anın verdiği heyecanla ihtiyacınız dosyanın olduğu yere gelirsiniz ama o da ne !!! Nedense ne yaparsanız yapın (konuya cevap yazmak siz çıkmış gibi görününce tekrar tekrar girş yapmak v.s.) o lanet dosyanın linki bir türlü çıkmaz, ifşa etmez kendini
Hala her yerde aynı şeyler üye olun, şifrenizi kontrol edin, gizli içerik v.s.
OROSPISIN OOOGLLIİIİİM!!!
e ama şimdi ben size napıyım aklımda şöyle şeyler var :

Bu Uyduruk Forum Kuran Ot Beyinlilere Gelsin
AND THE FİNAL ROUND!!!...
THE WINNER IS WILD MEMBER OF THIS FUCKING WEBSITE

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Bir Ustanın Elinde "Uqueer As As Clockwork Orange" Olmak

Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...

...

A Clockwork Orange

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?... Otomatik Portakal bunların hepsidir.
Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess anti-kahraman için yeni bir dil yaratır. Yakın geleceğin argosu "nadsat"ı.

Bir insanın hayatının en önemli filmi.
Bir Geceyi Mükemmel Şekilde Bitirmek.
Sanırım Otomatik Portakal böyle bir şey. İnsanın içine işliyor. İşin en ilginç tarafıysa filmin her saniyesini aklınızda tutamıyor, nadsat diliniyse kullanmıyorsunuz. Film bir şelilde aklınıza kazınmıyor. Tekrar ve tekrar izleyebiliyorsunuz.

...



Alex'le birlikte acı çekmek, Alex'le birlikte hororşov izlemek... Sabaha karşı bir vakitte tam olarak istediğim buydu galiba. İnsana isim koyamadığı değişik hisler veriyor.
Filmden sonra insan hayatının her yerinde "uqueer as as clockwork orange" olmak istiyor. Ama onun o ulaşılmaz kişiliği... Bu imkansızlığı sonsuz kere katlayıp büyütüyor.
İnsanın her şeye kayıtsız kalıp bir şeyler yapabilmesidir A Clockwork Orange.
Bir insanın varoluş amacı ve seçim hakkının karşı karşıya gelmesidir A Clockwork Orange.
Ludovico yarattığı yasayla hayatının hatasını yapmıştı. İyi ve kötü olmak seçim işidir. Özgür iradenin beyin önünde eğilmesi değil...


25 Ağustos 2010 Çarşamba

"2010 Kainat Güzeli" Ama bence değil

Yaa şimdi kötülemeyeyim ama yani orda taş gibi Ukraynalı dururken oldu mu ? hayır olmadı şiddetle kınadım hani ayyaş jüriler!!

bence hepsi kör falandı ama olan olmuş bize laf düşmez düşse Las Vegas çok uzak uluslararası çok yazar telefonla bağlanamam canlı yayına (kafiyeli oldu sitem etmek bana bir şair ruhu katıyor bunu kabul edin). Yani jürilerin sorunu neydi ?!? "Hadi Meksika'yı 1. yapalım Ukrayna ve Avusturalya avucunu yalasın. Bu arada kafamda çok iyi"
tamam bu fotoğraftada güzel ama o kadar makyajı Bülent Ersoy'da yapıyor lütfen...

ve yandaki kızımız Anna bilmem ne (çok isteyen google da adını yazsın soyadı po lu bişeydi ana dilim değilki nasıl hatırlayayım saniyesinde). Şimdi şu pozu gayet sıradan olmasına rağmen kaşa göze dikkat çekerim. Hatun oda yaw demi ama.
Ayrıca Filipinlideki topuzda 5 koyun postuna eşdeğerdi yani saçını thk'ya bağışlasa ülke kalkınır o derece ve Jamika gülmediği sürece karizmatik bir canlıdır (bu kesin bir kanı) güldüğünde karizma siliniyor. (şöyle hayal edin kafası yerine at kafası koyun aynısı oluyor)

Ama yinede "yerli malı yurdum malı" demi. Milli değerlere sahip çıkalım lütfen!!
Şimdi bundan çıkarılan ders alakasız ama tutamadım kendimi yani "Aslında.... Hayır, bilmiyorum"

24 Ağustos 2010 Salı

Koca bi' dönemin ardından

Odayı temizlemek gerekti. Ne yazık ki evet gerekti. Aslında bana kalsa ben rahattım ama annem için aynı durum söz konusu değildi tabii. E bu kadar ısrarı geri çeviremezdim bende artık yaptım (ısrar:sonu evlat reddine giden azarlamalar silsilesi)
Önce tabii boşaltılması gereken "2 KOCA RAF" tabii biraz kasmam gerekti. Sonunda odamdaki manzara için düşünmeden şunu diyebilirz. KATLİAM!! evet edebiyattam karşılığu bu oluyor sanırım :))
İşte o vahşetten basit birkaç görüntü.


Burdakiler 9. sınıf ve 10. sınıftan kalan kitaplar (9'dan olanlar nasıl kaldı bilemiyorum). Bu öyle bir yığın ki bu yığındaki bazı kitaplar okula gitme şerefine nail olamamıştır genelde hapishanede (kütüphane) gün doldurmuşlardır yavrucaklar. Bende artık onları azat etme vakti geldiğine karar verdim ki bence çok yerinde oldu !!














Burdakilerin durumuysa bir anlamda daha vahim mi desem Türkiye'deki orman kayıplarına sebep mi desem bilemeyip bi karasızlık içindeyim. Nerdeyse "Sevgi Yolu'nda (İzmir'de hemen hemen her çeşit kitabın bulunabiliceği küçük sokakımsı bir yol) 2 tane tükkan açarız demi lan" dedirten manzaradır içinde her türlü dersin ıvır vede zıvırları bulunuyor üstüne üstlük el değmemiş ilk günkü gibi kokusu üstünde (nerdeyse .oğunun diyelim karizma çizilmesin).
En basidinden şu en üstteki kapağından korku filmi DVD'sini andıran matematik soru kitabı 9. sınıfta alınmış olup hala ilk günkü haliyle çözülmeyi beklemektedir(ki daha çok bekler...).





Tamam bunlar benim için gurur kaynağı sayılmaz yalanlamayacağım ama bence hepsi benim suçumda değil. Bir kısmı test kitapçığı diğer bir ksımıysa gittiğim ismi lazım değil dershanesinin verdiği dergiler. (normalde 10-15 sayfada anlatılan bir konuyu yarım sayfada özetleme özelliğine sahip biraz daha küçültülürse fitil şeklinde eczanelerden alıp sınava saatlerce çalışma olayını tamamiyle ortadan kaldırabilecek asrın icadı konu özetleyen bilimum dergiler)
Benim bir suçum yok kısmınada değinirsek bunlar reklam yapma isteği güderek "bedeve bunlar bedeeveee!!" şeklinde okulda gözümüze sokarak gözümün bozulmasına sebep olmuş nice dershane kitapçıklarıdır...







Bunlar yıl boyunca çok özenmesemde yinede özenle biriktirip "bak bunları ben böööle biriktirdim koleksiyon yapıyorum gösterim mi?" gibi bir olaya vesile olması muhtemel dershane ve bilimum yaprak test kalıntılarıdır.














İşte el emeği göz nuru böyle bir şey!! Şu görmüş olduğumuz kağıt mezarlığındaki benim en önemli eserlerimdendir. Hepsi derste not tutmamanın sonucudur ve bütün bir yıl boyunca not tutanlara "enayi" gözüyle bakmama sebep olmuştur(çoğu zaman). Ama sınav zamanı kırtasiyede de bir o kadar bekleyerek yazmış kadar oluyorum gerçi.
Eksi bir yanı var ve aslında ders verici bir olay (insana stv'de "Sırlar Kapısı"ndaymış hissi veriyor mu? Evet kesinlikle).
Sınav yaklaşır ve kırtasiyenin yolu tutulur. Göz kararı yazısı en okunabilir kişi pençemize düşürüldükten sonra ve o sıcacık fotokopileri aldıktan sonra evin yolu tutulur. Onca derste millet harıl harıl yazarken benim "malak" gibi yatmanın üstüne şimdi beleşe konma zamanıdır.
Ancak yazının okunamaması bütün her şeye son noktayı koyar. Ya sayfa yamuktur ya makineden kaynaklanan bi olay ya da KADERİN BİR OYUNU!



Bunlar onaca "atılacak ve verilecek" kitap defter arasında bana kalanlar. Görüntüdeki kalabalıktanda anlaşıldığı gibi nerdeyse çoğu defter yani defter tutmamak bir sonraki yıla defter alma olayını ortadan kaldırır. Her ne kadar bu açıdan hesaplı olsada yıl boyunca fotokopiye harcanan parayla kırtasiyecinin yazlık evi masraflarını karşılamış vede yeni bir dükkan daha açmasına sebebiyet vermişimdir!!




İşte gurur kaynaklarımdan biri daha! Koca bir yıl sadece kırtasiyeye çalışmadım tabii ki de ayrıca evdeki yazıcınında canına okumuştum. Herkes ödev çıkartırken bense her zaman "anne baskısından" bilgisayar kullanamadığımdan (yani bütün bır yıl kullanmadım gibi bir şey bazen şifrelerimi falan unutuyorum bazen hesaplarım kapanıyor v.s.) çıkan yeni şarkıların sözlerinin çıktısı alınır ve ders çalışırken bir yandanda bunlar eşliğinde interaktif eğitim misali şarkı sözleri ezberlenmiştir. Oysaki bunları ezberlemek yerine bunun yarısı kadar gayreti biyoloji ya da edebiyata harcasaydım okul hayatım değişirdi herhalde :)


Bunlar benim kişisel alanım olup aile ya da dünya üzerideki benim dışımda kimse tarafından okunmaması gereken muhteşem ötesi defterler. En alttaki ingilizceye merak salınıp ardından "ingilizce günlük tutmalıyım ben yaa. Evet çok akıllyım hakikaten" deyip başladığım ama isminin tersine yazıldığı tarihler arasında aylar yıllar giren ve sadece 5-6 kez yazdığım gerisinin boş olduğu harita metot defter şeklinde kendini kamufle eden günlük. Ortadakiyse benim için çok önemli olup içinde en manyak düşüncelerimi içermesiyle yüksek güvenlik önlemleri altında sakladığım defter(bunun üzerine şimdi kalkıp odamı konntrol ettim!!). İçinde bir insanın "E ama bu normal değilki!?" dedirten saçmalıklar bulunuyor. (yaşadığım kimi olayları tamamiyle "taraflı" bir şekilde anlatılması bir yana ayrıca çeşitli rüyalar ve komik, hüzünlü olayları içermektedir) Yüzyıllar sonra bulunduğunda belki değeri anlaşılır umuyduyla yazmaya devam etmekteyim. En üsttekiyse kalıbıyla gizemli bir hava veren içeriğinde çoğunlukla beynimin nadiren kullandığım felsefik tarafındaki düşünceleri yazdığım defter. Yazdıktan sonra egomun büyüdüğünü IQ olarak tavan yaptığımı hissetmeme neden olan defterdir.

Vee en sevdiğim bu!! Kesinlikle bu yıl boyunca birikip saklanan dergiler. Koleksiyon yapmanın bende paranoya yaptığı alan hala 4-5- yıl önceki dergilerim bile duruyor hatta bir kaç yıl önce ilk aldığım dergiyi atıp atmama konusunda kendi irademle büyük bir savaş verdim ama MEB'in dağıttığı kitaplara yer açmak için koleksiyonumu bozmam gerekti artık sadece aldığım dergilerini önemli sayılarını falan topluyorum. Bunlar sadece bu yıl birikenler daha öncekiler artık şarap misali yıllanmak üzere kitaplığın "annemin bile dokunmadığı" hatta dokunmaya cesaret edemediği en ücra köşesinde duruyorlar.
Velhasıl şaka maka 8. sınıf defterilerinin bile ara ara karşıma çıktığı sayfalarını karıştırdıkça bi' hüzünlenip bi' hoş olduğum temizlikti (diğerleri gibi). Bu bana ne öğretti derseniz "Aslında... Hayır, bilmiyorum" derim herhalde :))) 
Ve işte atılcak verilcek ıvır zıvırların son hali :D :D 
Başka bir şey olmayacaktı zaten her yıl bu kadar kitap dağıtıyorum ben yaaa (yine egom şişti gidip aynaya bakıp bunun geçmesini bekliicemm :D )