28 Ağustos 2010 Cumartesi

Bir Ustanın Elinde "Uqueer As As Clockwork Orange" Olmak

Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...

...

A Clockwork Orange

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?... Otomatik Portakal bunların hepsidir.
Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess anti-kahraman için yeni bir dil yaratır. Yakın geleceğin argosu "nadsat"ı.

Bir insanın hayatının en önemli filmi.
Bir Geceyi Mükemmel Şekilde Bitirmek.
Sanırım Otomatik Portakal böyle bir şey. İnsanın içine işliyor. İşin en ilginç tarafıysa filmin her saniyesini aklınızda tutamıyor, nadsat diliniyse kullanmıyorsunuz. Film bir şelilde aklınıza kazınmıyor. Tekrar ve tekrar izleyebiliyorsunuz.

...



Alex'le birlikte acı çekmek, Alex'le birlikte hororşov izlemek... Sabaha karşı bir vakitte tam olarak istediğim buydu galiba. İnsana isim koyamadığı değişik hisler veriyor.
Filmden sonra insan hayatının her yerinde "uqueer as as clockwork orange" olmak istiyor. Ama onun o ulaşılmaz kişiliği... Bu imkansızlığı sonsuz kere katlayıp büyütüyor.
İnsanın her şeye kayıtsız kalıp bir şeyler yapabilmesidir A Clockwork Orange.
Bir insanın varoluş amacı ve seçim hakkının karşı karşıya gelmesidir A Clockwork Orange.
Ludovico yarattığı yasayla hayatının hatasını yapmıştı. İyi ve kötü olmak seçim işidir. Özgür iradenin beyin önünde eğilmesi değil...


25 Ağustos 2010 Çarşamba

"2010 Kainat Güzeli" Ama bence değil

Yaa şimdi kötülemeyeyim ama yani orda taş gibi Ukraynalı dururken oldu mu ? hayır olmadı şiddetle kınadım hani ayyaş jüriler!!

bence hepsi kör falandı ama olan olmuş bize laf düşmez düşse Las Vegas çok uzak uluslararası çok yazar telefonla bağlanamam canlı yayına (kafiyeli oldu sitem etmek bana bir şair ruhu katıyor bunu kabul edin). Yani jürilerin sorunu neydi ?!? "Hadi Meksika'yı 1. yapalım Ukrayna ve Avusturalya avucunu yalasın. Bu arada kafamda çok iyi"
tamam bu fotoğraftada güzel ama o kadar makyajı Bülent Ersoy'da yapıyor lütfen...

ve yandaki kızımız Anna bilmem ne (çok isteyen google da adını yazsın soyadı po lu bişeydi ana dilim değilki nasıl hatırlayayım saniyesinde). Şimdi şu pozu gayet sıradan olmasına rağmen kaşa göze dikkat çekerim. Hatun oda yaw demi ama.
Ayrıca Filipinlideki topuzda 5 koyun postuna eşdeğerdi yani saçını thk'ya bağışlasa ülke kalkınır o derece ve Jamika gülmediği sürece karizmatik bir canlıdır (bu kesin bir kanı) güldüğünde karizma siliniyor. (şöyle hayal edin kafası yerine at kafası koyun aynısı oluyor)

Ama yinede "yerli malı yurdum malı" demi. Milli değerlere sahip çıkalım lütfen!!
Şimdi bundan çıkarılan ders alakasız ama tutamadım kendimi yani "Aslında.... Hayır, bilmiyorum"

24 Ağustos 2010 Salı

Koca bi' dönemin ardından

Odayı temizlemek gerekti. Ne yazık ki evet gerekti. Aslında bana kalsa ben rahattım ama annem için aynı durum söz konusu değildi tabii. E bu kadar ısrarı geri çeviremezdim bende artık yaptım (ısrar:sonu evlat reddine giden azarlamalar silsilesi)
Önce tabii boşaltılması gereken "2 KOCA RAF" tabii biraz kasmam gerekti. Sonunda odamdaki manzara için düşünmeden şunu diyebilirz. KATLİAM!! evet edebiyattam karşılığu bu oluyor sanırım :))
İşte o vahşetten basit birkaç görüntü.


Burdakiler 9. sınıf ve 10. sınıftan kalan kitaplar (9'dan olanlar nasıl kaldı bilemiyorum). Bu öyle bir yığın ki bu yığındaki bazı kitaplar okula gitme şerefine nail olamamıştır genelde hapishanede (kütüphane) gün doldurmuşlardır yavrucaklar. Bende artık onları azat etme vakti geldiğine karar verdim ki bence çok yerinde oldu !!














Burdakilerin durumuysa bir anlamda daha vahim mi desem Türkiye'deki orman kayıplarına sebep mi desem bilemeyip bi karasızlık içindeyim. Nerdeyse "Sevgi Yolu'nda (İzmir'de hemen hemen her çeşit kitabın bulunabiliceği küçük sokakımsı bir yol) 2 tane tükkan açarız demi lan" dedirten manzaradır içinde her türlü dersin ıvır vede zıvırları bulunuyor üstüne üstlük el değmemiş ilk günkü gibi kokusu üstünde (nerdeyse .oğunun diyelim karizma çizilmesin).
En basidinden şu en üstteki kapağından korku filmi DVD'sini andıran matematik soru kitabı 9. sınıfta alınmış olup hala ilk günkü haliyle çözülmeyi beklemektedir(ki daha çok bekler...).





Tamam bunlar benim için gurur kaynağı sayılmaz yalanlamayacağım ama bence hepsi benim suçumda değil. Bir kısmı test kitapçığı diğer bir ksımıysa gittiğim ismi lazım değil dershanesinin verdiği dergiler. (normalde 10-15 sayfada anlatılan bir konuyu yarım sayfada özetleme özelliğine sahip biraz daha küçültülürse fitil şeklinde eczanelerden alıp sınava saatlerce çalışma olayını tamamiyle ortadan kaldırabilecek asrın icadı konu özetleyen bilimum dergiler)
Benim bir suçum yok kısmınada değinirsek bunlar reklam yapma isteği güderek "bedeve bunlar bedeeveee!!" şeklinde okulda gözümüze sokarak gözümün bozulmasına sebep olmuş nice dershane kitapçıklarıdır...







Bunlar yıl boyunca çok özenmesemde yinede özenle biriktirip "bak bunları ben böööle biriktirdim koleksiyon yapıyorum gösterim mi?" gibi bir olaya vesile olması muhtemel dershane ve bilimum yaprak test kalıntılarıdır.














İşte el emeği göz nuru böyle bir şey!! Şu görmüş olduğumuz kağıt mezarlığındaki benim en önemli eserlerimdendir. Hepsi derste not tutmamanın sonucudur ve bütün bir yıl boyunca not tutanlara "enayi" gözüyle bakmama sebep olmuştur(çoğu zaman). Ama sınav zamanı kırtasiyede de bir o kadar bekleyerek yazmış kadar oluyorum gerçi.
Eksi bir yanı var ve aslında ders verici bir olay (insana stv'de "Sırlar Kapısı"ndaymış hissi veriyor mu? Evet kesinlikle).
Sınav yaklaşır ve kırtasiyenin yolu tutulur. Göz kararı yazısı en okunabilir kişi pençemize düşürüldükten sonra ve o sıcacık fotokopileri aldıktan sonra evin yolu tutulur. Onca derste millet harıl harıl yazarken benim "malak" gibi yatmanın üstüne şimdi beleşe konma zamanıdır.
Ancak yazının okunamaması bütün her şeye son noktayı koyar. Ya sayfa yamuktur ya makineden kaynaklanan bi olay ya da KADERİN BİR OYUNU!



Bunlar onaca "atılacak ve verilecek" kitap defter arasında bana kalanlar. Görüntüdeki kalabalıktanda anlaşıldığı gibi nerdeyse çoğu defter yani defter tutmamak bir sonraki yıla defter alma olayını ortadan kaldırır. Her ne kadar bu açıdan hesaplı olsada yıl boyunca fotokopiye harcanan parayla kırtasiyecinin yazlık evi masraflarını karşılamış vede yeni bir dükkan daha açmasına sebebiyet vermişimdir!!




İşte gurur kaynaklarımdan biri daha! Koca bir yıl sadece kırtasiyeye çalışmadım tabii ki de ayrıca evdeki yazıcınında canına okumuştum. Herkes ödev çıkartırken bense her zaman "anne baskısından" bilgisayar kullanamadığımdan (yani bütün bır yıl kullanmadım gibi bir şey bazen şifrelerimi falan unutuyorum bazen hesaplarım kapanıyor v.s.) çıkan yeni şarkıların sözlerinin çıktısı alınır ve ders çalışırken bir yandanda bunlar eşliğinde interaktif eğitim misali şarkı sözleri ezberlenmiştir. Oysaki bunları ezberlemek yerine bunun yarısı kadar gayreti biyoloji ya da edebiyata harcasaydım okul hayatım değişirdi herhalde :)


Bunlar benim kişisel alanım olup aile ya da dünya üzerideki benim dışımda kimse tarafından okunmaması gereken muhteşem ötesi defterler. En alttaki ingilizceye merak salınıp ardından "ingilizce günlük tutmalıyım ben yaa. Evet çok akıllyım hakikaten" deyip başladığım ama isminin tersine yazıldığı tarihler arasında aylar yıllar giren ve sadece 5-6 kez yazdığım gerisinin boş olduğu harita metot defter şeklinde kendini kamufle eden günlük. Ortadakiyse benim için çok önemli olup içinde en manyak düşüncelerimi içermesiyle yüksek güvenlik önlemleri altında sakladığım defter(bunun üzerine şimdi kalkıp odamı konntrol ettim!!). İçinde bir insanın "E ama bu normal değilki!?" dedirten saçmalıklar bulunuyor. (yaşadığım kimi olayları tamamiyle "taraflı" bir şekilde anlatılması bir yana ayrıca çeşitli rüyalar ve komik, hüzünlü olayları içermektedir) Yüzyıllar sonra bulunduğunda belki değeri anlaşılır umuyduyla yazmaya devam etmekteyim. En üsttekiyse kalıbıyla gizemli bir hava veren içeriğinde çoğunlukla beynimin nadiren kullandığım felsefik tarafındaki düşünceleri yazdığım defter. Yazdıktan sonra egomun büyüdüğünü IQ olarak tavan yaptığımı hissetmeme neden olan defterdir.

Vee en sevdiğim bu!! Kesinlikle bu yıl boyunca birikip saklanan dergiler. Koleksiyon yapmanın bende paranoya yaptığı alan hala 4-5- yıl önceki dergilerim bile duruyor hatta bir kaç yıl önce ilk aldığım dergiyi atıp atmama konusunda kendi irademle büyük bir savaş verdim ama MEB'in dağıttığı kitaplara yer açmak için koleksiyonumu bozmam gerekti artık sadece aldığım dergilerini önemli sayılarını falan topluyorum. Bunlar sadece bu yıl birikenler daha öncekiler artık şarap misali yıllanmak üzere kitaplığın "annemin bile dokunmadığı" hatta dokunmaya cesaret edemediği en ücra köşesinde duruyorlar.
Velhasıl şaka maka 8. sınıf defterilerinin bile ara ara karşıma çıktığı sayfalarını karıştırdıkça bi' hüzünlenip bi' hoş olduğum temizlikti (diğerleri gibi). Bu bana ne öğretti derseniz "Aslında... Hayır, bilmiyorum" derim herhalde :))) 
Ve işte atılcak verilcek ıvır zıvırların son hali :D :D 
Başka bir şey olmayacaktı zaten her yıl bu kadar kitap dağıtıyorum ben yaaa (yine egom şişti gidip aynaya bakıp bunun geçmesini bekliicemm :D )