22 Şubat 2011 Salı

MERAK - Aref İnsanı (bi' de benim beceriksizliğim)

Bilmem bilir misiniz? Her insan dünyaya belli bir enerjiyle gelirmiş. Bazıları bu enerjiyi kullanır daha doğrsu kullanmayı öğrenir ve önemli yerlere gelirlermiş. Criss Angel gibi ya da Medyum Memiş :D :D

Önceleri Pınar Altuğ'un sunduğu böyle incikli cıncıklı bir rogram vardı. Bu tarz insanlar gelip şov yapıyorlardı. Bir tanesinde vatandaşın teki parayı büktüydü(Son Parakücü- The Last Moneybender gibi oldu :D )

Merak ettim bende denedim. İnandım. Hem de gerçekten. Sanki  o para benim vücudumun bir parçasıymış gibi, ona hükmedebiliyormuşum gibi içimden sürekli tekrar ettim. Bir baktım para allah allah nidalarıyla bükülüyor. Şaşırdım, heyecanlandım, mutlu oldum. İnsan isteyince herşeyi yapabilirmiş.

SECRET adlı kitapta dendiği gibi aslında olay birşeyi gerçekten istemekten geçiyor. Onu yaptığınızı hayal edip, onu aklınızda yaşadığınızda bir anda gerçekleşmeye başlıyor.

Bu tarz sihirbazlık olaylarını ben SECRET'a bağlıyorum. Aslında ben her bi'  haltı ona bağlıyorum o ayrı.

Ama şaka maaka inanıyorum. Çünkü insanlar kendilerine sadece aklından geçirdikleri şeyleri çekiyorlar (ki buna da çekim yasası deniyor.)

Mesela yeni bir ayakkabı alıyorsun. İçinden "Aman yeni ya kesin kokusunu alır bu abazanlar" deyip, hep olduğu gibi aklına ayakkabılarının kirlenip b*ka battığı anları getiriyorsun. Eve bir gitmişsin bütün el alem ayakkabının ırzına geçmiş. Neden? Çünkü sen bütün gün üşenmeden ayakkabılarına basıldığını düşündün.


Vay arkadaş! Hakikaten farklı birşey bu SECRET. Geçen yıl falanca dersinin hocası değişmişti. Her allahın günü bende "öff şimdi bu falanca hoca olacaktı varyeee.." diye o hocamızın derste olduğunu hayal edip durdum. 2. dönem başında ders programı değişti mi diye bakayım dedim ne göreyim hocacığım gelmiş. SECRET işte SECRET yahuu!!

şimdi insan diyo "hass... ben denedim olmadı napak??". Demek ki o şeyi ya gerçekten istememişsin ya da beyin hücrelerin ölü be hacı! Rhonda Bryne napsın demi? (bilmeyenler için Secret ın yazarı olur kendileri)


Aslında onu demeyecektim. Bu Aref insanı varyeee.... Baya coşturdu. İşte SECRET'ı farketmiş onu kullanan ve yaşayan biri daha. Al gözüne mi sokak?!

Adamın bir uçmadığı kaldı ama ben 'inanıyorum' yakında onu da yapabilir.

Velhasıl bu Aref insanı böyle antin kuntin birşeyler yapınca aşka geldim. Aldım elime parayı bi' büküp gelem dedim. Amma bizimki oynamadı! Ucundan kıvıldı sonra postu serdi.

Demek bende var bir sorun. Önceden yapıyorduk şimdi noldu?!

6 Şubat 2011 Pazar

1. Ömür Törpüsücükcüküme gelsin

dear 1. ömür töpüsücükcüküm, bu sıralar ders çalıştığını söyleyip utanmadan üstüne bir de soru çözüyorsun; her şeyi geçtim 2. ömür törpüsücükcüküme de kötü örinek oluyorsun. Sen çevrimdışı olup uzak diyarlara gidince 2. ömür törpüsücüğümde ders çalıştığını söyledi gerçekten büyük hayal kırıklığına uğradım. Cansın'ında dediği gibi "tatil size hiç yaramamış"

her neyse birazdan biz öğrenciler üzerinde ders çalışmanın kötü etkilerini gösteren bu kanıtımı sizlerle paylaşacağım.




al işte 100 sorunun 350'sini çözen genç nefer ertesi gün uçar sonrada çıldırabilir (bkz:ben -tabii ben ders çalışdığımdan değil-)

her ne kadar sansür yemiş olsada bu genç nefer utanmadan ders çalışmakta, bir daha görmiyim öle şeler. Böyle kötü alışkanlar edinmeyin layn.

--------------------------

habılı hubulu alakasız not: hala bana mücahit ve neydi öteki kelime bak unutturdun onun ne olduğunu söyleyecektin

-----------------------------------------------------------------
yorum atamayn 2. ömür törpüsücüğüm için  not: altta kafa patlatanlara tıhg yapacan ordan adsız seçeneğine tıhg yapacan sora istersen küfür yaz artık naparsan yap.

bu sefer üşenmiyorum aslında sıkılıyorum

sevgili 1. ve 2. ömür törpüsücükcüklerim. Hala 1.si beni bişeyine takmıyor gibime geliyor  (bende ahahah diye içimden gülüyorum -karnım aç olduğundan mantıklı eylemler gerçekleştiremiyorum-). 2.si ise vurkaç yapıyor

+:serpil bebeğim mücahit ne demek (bkz:sezercik küçük mücahit) zönk oldum ekranda görünce :D

nese sezgi sen yaz dedin artık yatar kalkar sizle uğraşırım malum boş işlerden sorumlu devlet bakanıyım (ya da en azından ben kendimi öyle görüyorum)

artık tatil bitsin gibi bi şom ağızlılık yapmıcam ama en azından tatil istanbulda geçmesin laayn evde put gibi oturuyorum daha doğrusu yatıyorum yakında etrafıma mumlar falan dikip ayin yapacaklar diye korkuyorum. İzmir'de olacaktım şimdi arada bi buluşurduk ben bahaneyle insan içine çıkardım falan bi değişiklik olurdu.

unutmadan yazayım dediğim not: anaaaaem  kıvanç&ada kocaman olmuş -yani daha çok kıvanç- anaaaem çok tipiş olmuşlar resim mesim çekeydim gösterirdim. Ama elimde alet edavat yok -olanlada uğraşamıyorum-)

abisi ekmek almaaa yolladılar beni ama malum yaşayan ölüleri andırdığımdan abime satayım dedim ihaleyi gıcık mahlukat gitmedi ben gittim. Layn gelen geçen bana bakıyo zatii 2 tane apaçi vardı dibimde. Tırıstırıttım biraz.

not:bana bakmalarının nedeni koşuyo olmam değil (şimdi sezgi öyle hayal eder gece uyuyamaz falan uğraşmayalım :D )

nese son olarak arada bi onlayın olunda yüzünüzü görek (mecazi anlamda) ayrıca serpil bana mücahitin nolduğunuda sölersen bi zahmet unutmdan :D :D
                                                   hadi esenle kalın :D                 
           

5 Şubat 2011 Cumartesi

üşeniyorum ama hadi bakalım

aslında ders çalışıcaktım ama bak burda neeeapıyorum?? hep vaktimden çalıyosun bak gitti 5 puan!!!

nese eyi bari başlladık devamı gelsin bu arda hafif bi barışalım mektuplarıma benzedi bu yahuu :D o kadar yazdırıyosun okumazsan bu blogu sana aç karnına günde 3 defada yediririm (evet biliyosun yapabilirim, yapabilitem var uuuu beybi)

eveeeyt ne deyim 2. ömür törpüsücükcüküm. 1.si benden umudu kesti because mesaj atmıyorum, istanbul soğuk valla parmaklarım üşüyo mesaj atamam. sen bi ara sölersen sevinirim [mesaj atda söyle] (sana bi arra attıydım oda laf atıyodum mecburdum v.s.)

nese bişeler yazıyımda anlamlı ossun bari dicem ama bunu okul başlayınca anlatırım ondan böle boş boş bitirecem galiba en iyisi not yazarak jübilemi yapıyorum

not:neden acaba trona gelmedniz ha haaa?? biz mizucanla gittik izledik vuhuuu diye eğlendik ama yoktunuz
nota not:evet yoktunuz
başka bir not:serpile söle o da bişiler yazsın ama msjla değil (malum mazeretim vaaaar, parmaklarım üşüyor.)

edit:twite gell 2. ömür törpüsücükcüküm

2 Şubat 2011 Çarşamba

dizi dizi dizi dizi dizi ve dizi yahuu!

Bu diziler yok mu diziler?! Virüs gibi bulaşıcı olsa gerek. Yıllardır Türk dizilerinden uzak durup max. haftada 1 hadi iyi günümdeyim 2 dizi takip eden ben semester diye anneannemin yanına gelip dizi muptelası olmuş bulunmaktayım ve henüz daha 2 güğn oldu geriye kalan 1.5 haftada ben bütün dizileri hatim eder gelirim ("ahhh anane ahhhh!!!!")

dün öyle bir geçer ZAMAN ki! izledim ki izlemem; habire dram herkes birbirine g*tlük yapıyor, bizde bundan haz alıp izliyoruz. Bugün muhteşem y.y. izliyorum önceden takip etmiyordum ama sağdan soldan duyduklarımla diğer dizi-manialardan farkım kalmadı.
Hayır yani içten içe sevmeye de başladım 1.5 hafta sonra ekran başında flash tv izlerken bulucam kendimi diye korkuyorum(ki anneannemin yanında oda çok olası bir olay....)

arkadaş o osman nedir?? o çile nedir?? Yapmayın etmeyin zaten Türk dizileri aptal saptal bir bakışmayı bile 34576 farklı açıdan 4390857 kere slow-motion gösterip beni öldüryo. Bir de oturup izliyorum çünkü merak ediyorum lan (hangimiz etmiyoruz ki?)
aslında diğer ülkelerdeki (çok ilginç örnek: mesela Amerika) diziler çok daha iyi çünkü tadında yahu bir bakışıyor adam tamam abartmıyor. Her mimiği 34567 açıdan görmüyoruz ama yinede anlıyoruz. Bizde bir laf söyleniyor neden dendiği meçhul ama zaten 2.5 saatte slow-motion dizide söylenen her söz akılda kaldığından ertesi gün ve sonraki bir hafta ağzımızda sakız oluyor. Elin adamı bir senaryo yapıyor (ortalama 20-40 dakikalık bir dizi için) her şey çok güzel anlaşılıoyr diziyi ne ara izledimde bitti diyosun.

Ama gel gelelim Türk dizilerine izle izle bitmiyor 2 bazıları 3 saat ben bunlardan kısa belgeseller görmüştüm (heheey). Velhasıl bu belgesel tadında diziler ağır ağır izlenirken yarım saatte bir reklam veriyorda allaha şükür tuvalete gidebiliyorum.



Türk dizileri neden kaybetmeye mahkûmdur?
  1. Çünkü süre bakımından dünya standartlarına uygun değildir. Örneğin, normalde bir sitcom'un 22 dakika kadar sürmesi gerekirken Avrupa Yakası 90 dakikalık bir sitcom'dur.
  2. İlk maddeye bağlı olarak: Tekrarlamaların ardı arkası kesilmez. Örneğin Gülse Birsel'in 90 dakikalık Avrupa Yakası senaryolarını yazarken çok zorlandığı her halinden bellidir ve tekrarlar kaçınılmazdır ("Beni beğenmiyür müsün?"). Bu tekrarlamaların en güzel örnekleri: Yılan Hikayesi'nde tekrarlanan "...Peki ben neden kendi kendime konuşuyorum?" esprimsisi, ha keza Aşkım Aşkım'da da "Tam olarak hangi kısmını anlamadın, o kısmı anlatayım!" lafının kullanılması, Çocuklar Duymasın'da sürekli "Ana?!", "Bababababa!", "Light erkeksin oğlum!" sözlerinin tekrarlanması... Örnekler hayatta bitmez, yeter ki bilinçli izleyici dikkatli olsun.
  3. Çünkü dram kavramı k.çından anlaşılmıştır, dram türündeki dizilerde kimse gülmez, mümkünse ağlar. İzleyicilerin içi kararır ve bu iç karartısı hayatına yansır. Böylece mutsuz bir toplum oluşur.
  4. Çünkü dizilere ayrılan bütçe çok düşüktür. Bir Lost, bir Heroes ülkemizde çekilemez çünkü medyanın %45'ine mi ne sahip olan Aydın abi bile bir diziye bu kadar para harcanmasını israf olarak görür. Ha, dizinin başrol oyuncuları bölüm başına 20'şer-30'ar bin lira alır mı, alır.
  5. Çünkü ecnebilerin overacting dediği olay sitcom'larımızda çok fazla kullanılmaktadır - örnekler: Avrupa Yakası'nda Gaffur ve Burhan Altıntop tiplemeleri, Çocuklar Duymasın'da Haluk karakteri ("Babababababa!") ("Ana?!"), efendime söyleyeyim İki Aile'de adını bilmediğim damat karakteri... Örnekler bitmez.
  6. Çünkü özel efektler çok yavandır, uğraşılmamıştır. Selena, Acemi Cadı, Sihirli Annem gibi dizilerde kullanılan sihir efektleri buna en güzel örnektir.
  7. Çünkü (kaideyi bozmayan istisnalar haricinde) oyunculuklar kötü olarak bile nitelendirilemez, berbattır, affedersiniz b.k gibidir. Ve emin değilim ama figüranlar -sanırım diğer oyuncular daha iyi görünebilsin diye- özellikle ajansların en kötü oyuncularından seçilmektedir.
  8. Çünkü sitcom'larda "kaliteli ve yerinde espri / yersiz, gereksiz ve anlam fakiri espri" oranı çok düşüktür, sıfıra yakındır. Bu maddede zerre öznellik yok; şu ana kadar gördüğüm (akraba olsun, arkadaş olsun) hiçbir izleyici Türk sitcom'larını izlerken gülmekten yerlere yatmıyor, acayip acayip sesler çıkartmıyor veya hiçbiri "Bu esprileri nereden buluyorlar lan?" demiyor, en fazla suratlarında bir gülümseme, bazen ufak bir kahkaha gözlemleyebildim. Siz de kendinizi veya diğer izleyicileri gözlemleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız.
  9. Çünkü dizinin türü dramsa senaryo, diğer dramlara çok benzer. Hatta bir ara hatırlarsanız ortalıkta Asmalı Konak'ın gazına gelmiş bir sürü hanım ağalı, konaklı, köylü diziler peydah olmuştu.
  10. Çünkü dizilerde niyeyse şiveli konuşmaya bayılır insanlar. Herhangi bir dizinin tüm karakterlerinden en azından biri şiveli konuşur ki bu şive çoğunlukla doğu şivesi, azınlıkla Karadeniz şivesidir. Şive konusunda çığır açan Yabancı Damat ekibine de saygılarımı sunmak istiyorum buradan - gerçi onlarınki gerekliydi.
  11. Çünkü iyi oyuncu yerine ünlü insan kullanımı tercih edilir. Hiçbir şey söylemeden, sırf Gökhan Özen'in orta çaplı ününü kullanarak prim yapmak isteyen, adını bilmediğim diziyi gösterebilirim. Veya Hepsi Bir. Gökhan Özen'in dizisi Sevda Çiçeği'ymiş.
  12. Çünkü uğraşmaz, alırlar. Satın alırlar. Doktorlar, Kavak Yelleri, biraz daha geri gidelim, Tatlı Hayat, Dadı... bunların hepsi yabancı dizilerin tercümeleri! En ünlü örnekleri verdim, yoksa daha çok var.
  13. Çünkü reklamlar çok uzundur. Vermemeye söz vermiştim ama çok zorlandım, CNBC-e'den örnek vermek zorundayım. Ülkemizde sanırım reklam süresi en kısa olan kanal CNBC-e ki buna mecburlar - 22 dakikalık dizinin ortasına ve sonuna en fazla 7'er dakikalık iki reklam koyabiliyorlar. Reklamlar konusundaki düşüncelerimin tamamını burada dile getirmek istemiyorum ama reklamların uzunluğu yüzünden reklam süresinin ortasında yayımlanan reklamların boşuna yayımlandığını söyleyebilirim ve hatta ülkemizdeki geçgeç (zapping) alışkanlığının tamamen bu sebepten oluştuğunu iddia edebilirim. Kazak dostum Moldiyar'ın dediğine göre onların kanallarında reklamlar 1 dakikayı geçmiyormuş, bu sayede hem izleyici reklamları geçemiyormuş, izlemek zorunda kalıyormuş, hem de geçgeçlemek orada mümkün olmuyormuş.
  14. Çünkü her dizi her kesim tarafından izlenmez, izlenemez. Tabii ki Selena'yı falan yalnızca çocuklar izleyecek ama mesela Kavak Yelleri'nin sadece biz gençlere hitap etmesine gerek yok. Çok fazla Türk dizisi izlemediğim için bir şey söyleyemem ama İki Aile dışında bir aile dizisi bilmiyorum ve hayır, Avrupa Yakası bir aile dizisi değildir, çocukların anlayamayacağı tonla espri vardır, çocuklar sadece dizide yapılan şebekliklere güler.
  15. Çünkü sitcom'larda kullanılan konserve kahkaha olayının bile b.ku çıkmıştır. Yapılması gereken sette 50-100 arası insan toplanması ve dizi çekilirken bu seyircilerin kahkahaları kaydedilmesi gerekirken, kaydedilen birkaç kahkaha dizinin her bölümünde, uygun yerlere (hatta örneğin Çocuklar Duymasın'da uygun olmayan yerlere bile) uygulanarak geçiştirilir. Hatta Show TV'nin birçok sitcom'unda kullanılan kahkaha efektleri aynıdır, bir süre sonra çok sinir bozabilir - benimkileri bozdu. Sanırım alttaki madde yüzünden mecburen kaydediyorlar kahkahaları.
  16. Çünkü dizilerin ezici bir çoğunluğunun seslendirilmesi dublajla yapılır. Buna iki sebep görüyorum: Başrol oyuncularının seslerinin karaktere uymaması (En güzel örnek: Özcan Deniz!) veya yerinde kaydın daha pahalıya mal olması. İlk sebebin çözümü adam gibi oyuncu bulunarak çözülebilir. İkinci sebep ise düpedüz malzemeden çalmaktır! İzleyicinin diziyi sevmesi, dizide kendisini bazı karakterlerle özdeşleştirebilmesi için dizinin olabildiğince doğal olması gerekmez mi?
Oysa eskiden Süper Baba falan vardı ne güzel, her yaştan her insan severek izleyebiliyordu. Kaygısızlar vardı, hayatınızda karşılaşabileceğiniz en absürt esprilere sahipti. Bir Demet Tiyatro, dizi anlayışında yabancı dizilere en çok yaklaşan yapımlardan biriydi, 15. maddenin istisnasıydı. Bu dizileri özlemiyor musunuz? Ben onları izlerken küçücük çocuktum, şimdi nasıl özlediğimi anlatmam mümkün değil.