Hayvanların paylaştıkları ortak bir özellikleri vardır: İnsanlardan farklı olarak, hayatlarındaki her günün her saatinin her dakikasını "kendileri gibi" olmaya harcarlar. Hiçbir ağaç kurbağası sabah kalktığında bir gece önce iyi bir ağaç kurbağası olmadığını düşünerek kendini kötü hissetmez (bildiğimiz kadarıyla), ya da zamanını kanguru veya çayır sineği olmayı dileyerek geçirmez. Son derece iyi yaptığı bir işle, ağaç kurbağası olma işiyle meşgul olarak yaşayıp gider. Biz insanlarsa... asla memnun olmayız, kendimizi daima suçlı hissederiz ve doğanın bizden olmamızı istediği şey (homo sapiens olmak) konusunda nadiren başarılıyızdır.
Hayvanlardan göreceğimiz sayısız şey var. Onlar hakkında öğreneceklerimiz elbette çok fazla ama bundan çok daha fazlası kendimiz hakkında olacak: Sınırlarımızı, bir tür olarak yapayalnız benzersizliğimizi ve (eklemesem olmaz) azametimizi keşfedeceğiz. Tespihböceklerini, ağaçkakanları ve ayı sansarlarını karşılk beklemeyen bir şevkle umursuyor olmamız takdire şayan. Öte yandan yeryüzünde bize biçilen rol için kendimizi suçlu hissetmemiz gerektiğini söyleyen veya (öz-) bilinç sahibi bir zihinle evrimleştiğimiz için aşağı olduğumuzu savunan modern düşüncelere takılıp kalamam. Bu görüş, Yaratılış düşüncesinin daha da mutaasıp giysilere sarınıp sarmalanmasından başka bir şey değildir. Eski dinler ve yeni köktenci düşünceler, dünyanın vesayetinin bizde olduğunu, kaderi konusunda "ahlaki" bir sorumluluk taşıdığımızı idia ediyor. Peki, güzel. Fakat bir dağ sıçanının ya da sivrisineğin olabileceğinden fazla bir şey olarak doğmuş olma suçunu işldiğim için özür dilemeyeceğim. Üstelik bütün o yaratıklar arasında, adı geçen bu ikisi, ,nsanların tüm savaşlarından daha fazla ölüme ve kargaşaya neden oldular.
Nihayetinde, varoluşun amacı ne kadar tuhaf ve akıl almaz olursa olsun, yaşamın ortaya çıkışıyla ilgili hangi kuramı kabul ederseniz edin, hayvanlar aleminin garipliklerini ve aşırılıklarını bütünüyle anlamlandıran tatminkar bir açıklamaya ulaşamazsınız. Doğadaki hiçbir şey değişmez, öngörülebilir kanunlara tabi değildir, ne bir böceğin penis sayısı ne de bir tavuğun tek bir başa olan ihtiyacı. Tek ortak noktaları, sadece ve sadece, bir tutam tüyden, ifade sahibi ellerden ve bir çift kocaman kahverengi gözden fazlasını kullanmayan Alan Davies tarafından kişiselleştirilmiş olmak gibi hazin bir durumda olmalırıdır.
Cahillikler Kitabı - sunuş
Stephen Fry
2 yorum:
ben de kendin yazdın sandıydım -_-"
benim ağzım o kadar laf yapar mı ?
kitap okudum hoşuma gidince yazasım geldi :)
Yorum Gönder